|

Şubat 2001
Siyasetin Son Duayeni :Bülent Ecevit,
Bir Uzun Yol Koşucusu
Bülent Ecevit, Türk siyasetine 1960'lı yıllardan bu yana
damgasını vuran liderler kuşağının, bugün aktif politika içinde olan son
temsilcisi. Milliyetçi hareketin lideri Alparslan Türkeş 1997 yılında
yaşama veda etti; İslami söylemi esas alan hareketin lideri Necmettin
Erbakan 28 Şubat süreciyle birlikte siyasetin dışında kaldı; merkez sağ
hareketin tartışılmaz lideri Süleyman Demirel ise geçtiğimiz yıl cumhurbaşkanlığı
görev süresi bitince 'şimdilik' Güniz Sokağa çekildi. Özellikle 12 Eylül
darbesiyle birlikte siyasi partilerin kapatıldığı, liderlere siyaset yasağı
getirildiği bir ortamda, Türkiye'nin yeni binyıla Ecevit'in başbakanlığında
gireceği üzerine senaryo geliştirmekte bile zorluk çekiliyor. NTV MAG
bu sayısında DOSYA sayfalarını Türkiye'nin son 40 yılına damgasını vuran
Bülent Ecevit'in inişli çıkışlı yaşam öyküsüne ayırdı. İçinde hem sanık
sandalyesi hem başbakanlık koltuğu olan bir öykü...
Değişmeyen dürüstlüğünün odağına kendisini koydu, uzun
yıllar siyasette kalması onu bir koltuk tutkunu yapmadı, mavi gömleği
ve siyah kasketiyle Türkiye için umut olduğu yıllarda partisinin sol sınırını
halka anlatmak için çabaladı. Solda güçlü olduğu dönemde de, sağda merkez
konumuna geldiği yıllarda da eski yapıyı yenileştirmenin zorluğunu yaşayarak
siyaset yapmak, belki de onun yazgısıydı. Demokrasiyi özgürlüğün en iyi
geliştiği bir ortam olarak sevdi. Ona göre siyasetin temel eğilimi özgürlüktü.
O, ressam Fatma Nazlı Ecevit ile doktor Mehmet Fahri Ecevit'in
1925 yılında İstanbul'da doğan tek çocuğuydu. İkinci Dünya Savaşı'nın
karanlık yıllarını, kişiliğini belirleyecek Robert Kolej'de geçirdi. Bu
yıllarda çağdaşları Nazi hayranlığına, Nurculuğa yönelirken kendisi bir
yandan Batı yanlısı bir tutum sergiledi, bir yandan da Hint felsefesi
ile ilgilendi. Şiire yatkınlığına gelince; daha okul öncesi dönemlerinde
başlıyordu. İlk şiirleri Yücel, Varlık, Forum ve Gökbörü dergilerinde
yayınlandı. İnanılması güç bir olayı; Tagor'un çevirisini ise tam 16 yaşındayken
yaptı!
...1944 yılı Bülent Ecevit için çok özeldi. Bir tiyatro oyununun sahnelenmesi
sırasında başlayan Rahşan Aral'la olan aşkları, 1946'da evlilikle sonuçlandı.
...1954 yılında CHP Çankaya Ocağına kaydını yaptırırak fiilen siyasete
başlayan Ecevit, o yılın sonlarına doğru ABD'de yerel gazeteden, Winston-Salem
Journall'dan kısa süreli olsa da konuk yazarlık önerisi aldı.
Ecevit, İnönü'ye gönderdiği istifa mektubunda "Eşsiz
önderliğinizde bana yol gösterdiniz, değeri biçilmez desteğinizle bana
güç kattınız. Size sonsuz şükran ve minnet duygularımı yaşadıkça içimde
taşıyacağım" diyordu.
12 Mart 1971 muhtırası CHP'de yeni bir dönemi başlatacaktı.
Muhtıra onda yenilmişlik ve yalnızlık duygusu uyandırdı. Yenilgi duygusu
tartışılabilirdi ama o gerçekten yalnızdı. Yalnızdı çünkü Türkiye yine
bir askeri darbeyi alkışlıyordu.
Ecevit 1977 seçimlerinde CHP'ye yüzde 41'in üzerinde oy
aldı. Seçim gecesi kurmayları kendisine partinin iktidar olduğunu bildiriyordu.
Ecevit, 'halk iktidarının kurulduğunu' açıkladıktan birkaç saat sonra
bir hesap hatası yapıldığı anlaşıldı ve Türkiye İkinci MC dönemine girdi.
Ecevit işçilere seslenirken 'Tribünlerde seyirci olmayı
yeğleyen halk sahaya inmezse, birilerinin düdük çalıp maçı bitireceğini'
söylüyordu. Ama 1980 güzünde her şey için artık çok geçti. Son düdük çalacak
ve yaşam bir anda duracaktı.
... Bülent Ecevit, genç ve başdöndürücü bir tarih kesitinde
yönünü tayinde zorlanan bir ülkenin, içine girdiği çok özel bir konjonktürde
yeniden rol almak imkanı bulmuş yaşlı başbakanıdır. Özel ve anomali ifade
eden bir konjonktürle beklenmedik bir randevuda biraraya gelmiştir. Kökleri
geçen yüzyılın dünyaya kapalı, alçakgönüllü ülkesinde kalmış olan bir
siyasetçi kuşağının belki de son 'büyük' ismidir. Onun sahneyi terk etmesiyle,
sözkonusu bu özel konjonktür aşılacak ya da bu özel konjonktür aşıldığı
vakit, o sahneyi terk edecektir. Muhtemelen 2001'de, en geç 2002'de...
|